Çarşamba, Haziran 24, 2009

“Gençliğin Kalbindeki 1 Numaralar”

Bağımsız Eğitimciler Sendikası'nın (BES) yaptırdığı “Gençliğin Kalbindeki 1 Numaralar” konulu araştırmada, gençlerin ilgi alanları ile çeşitli konulara bakış açıları belirlenmeye çalışıldı.

Araştırma, toplam bin 321 genç arasında yapıldı.

Araştırmaya göre, erkeklerin yüzde 8.9'u Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü örnek alıyor. Gül'ü yüzde yüzde 8.1 ile TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, yüzde 7.5 ile Polat Alemdar izliyor.

Kadınlarda ise iş kadını Güler Sabancı'yı örnek alanların oranı yüzde 17.1, Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu'yu örnek alanların oranı yüzde 15.8, TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ'ı örnek alanların oranı yüzde 15.2 olarak belirlendi.

Türkiye'de artık askeri darbe olmayacağına inananların oranının yüzde 64.5 olarak belirlendiği araştırmada, gençlerin yüzde 37.1'i en fazla “Silahlı Kuvvetler”e güveniyor. Bu kurumu yüzde 17.2 ile dini kurumlar, yüzde 12.1 ile hükümet, yüzde 10.1 ile yargı ve adalet sistemi, yüzde 7.8 ile TBMM, yüzde 6.3 ile sivil toplum örgütleri, yüzde 3.4 ile siyasi partiler, yüzde 2.4 ile medya izliyor.

Gençlerden yüzde 53.3'ü Türkiye'nin AB'ye girmesini “olumlu” bulurken, yüzde 42.5'i karşı çıkıyor.

Türkiye'nin geleceğine “umutsuz” bakan gençlerin oranının yüzde 50.5, “umutlu” bakanların oranının yüzde 38.3 olarak saptandığı araştırmada, katılımcıların yüzde 61.8'i “Türkiye'de insan haklarına saygı gösterilmediği” fikrini taşıyor.

Araştırmadaki, “Türkiye, İran'daki gibi bir devrime tanık olur mu?” sorusuna ise gençlerin yüzde 75.8'i “hayır” cevabını verdi.

“Eşcinsellik konusunda ne düşündükleri” sorusuna gençlerin yüzde 59.8'inin “Kesinlikle benimsemiyorum” yanıtını verdiği araştırmada, yüzde 16.5'inin de “Cinsellik özgürlüktür” görüşünü dile getirdiği belirlendi. Bu soruya gençlerin yüzde 23.7'si yorum yapmadı.

Araştırmaya göre, gençlerin yüzde 72.1'i siyaseti takip etmiyor, yüzde 73.6'sı spor yapmıyor, yüzde 43.7'si gazete okumuyor.

Haberleri izleyenlerin oranı yüzde 8.9, kültürel programları izleyenlerin oranı yüzde 3.1 olarak belirlendi.

Araştırmada, hem alkol hem sigara kullananların oranı yüzde 39.3 olarak saptanırken, yüzde 22.4'ü sigara içtiğini, yüzde 13.7'si alkol aldığını belirtti. Söz konusu maddeleri kullanmadığını ifade edenlerin oranı yüzde 12.7 oldu.

AIDS ve benzeri cinsel yolla bulaşan hastalıklarla mücadele yollarını bilenlerin oranı yüzde 82.9 olarak tespit edilirken, yüzde 12.4'ü “bildiğini ama dikkat etmediğini” dile getirdi.

Hurriyet

Çarşamba, Haziran 03, 2009

"Komşuluk sizlere ömür..."

Yilmaz Esmer'in Türkiye'de radikalizm ve aşırıcılık anketinin şu komşuyu istemem, bu komşu uzak olsun kısmı bir hayli ilginçti. Kendimi kısmen de olsa muhafazakar zannederdim ama toplum beni aşmış. Buna sevineyim mi üzüleyim mi bilemedim, işte kriterler ve onları kendi açımdan incelediğimde elde ettiğim bulgular...

%72 içki içen komşu istemiyormuş. Acaba kimsenin aklına içmenin türüne bağlı diye bir cevap gelmedi mi, geldi de ankete mi tekabül etmedi? Tepki duyulan "efendi gibi içmeyi bilmeyen" gece yarısı eve nara atarak gelen ve apartman boşluğuna tüm bilinçdışını kusan "kader içicileri" mi, yoksa Rutkay Aziz sesiyle "her akşam bir kadeh şarap alırım, hah hah haaa..." diye konuşan ve içmeyi sınıfsal bir ayrıcalık, ilerlemenin ve medeniyetin sembolü olarak dayatan "sosyal içiciler" mi? Bunlar cevapların analizi açısından önem teşkil eden ayrımlar. "Mahalle" kavramının olduğu dönemlerde, içenin bir derdi olduğu varsaydırdı ve mahalle de ona şefkat duyardı, en hafif ihtimalle onu eğlenceli bulurdu. Toplum olarak ilk gruptan ikrah getirmeye durduysak, hem merhametimizi yitiriyoruz hem de sıkıcı bir toplum oluyoruz demektir. Şahsen yekdiğerine "içiyor olmaklığı" ile hava atmayan bir komşuyla ne gibi dertler yaşanır ki, bu oran bu kadar bu denli yüksektir, hiçbir fikrim yok.

%52 Hıristiyan komşu istemiyormuş... Beni en çok şaşırtan veri... Tüm saftoronluğumla "niye ki?" diye sormak isterim. "Hollyvvood filmlerinin cenaze töreni sahnelerinde rahibin okuduğu kısımlar nereden abi?" gibi mevzularda güzel güzel konuşmak var iken? Son kertede, komşuluk yapıp yapmamak o kişinin nasıl bir Hıristiyan olduğuna bağlı değil midir? Acaba denekleri rahatsız eden Batı dünyası ile Hıristiyanlık ortak paydası üzerinden bağ kurmuş, dolayısıyla lokal değerlere oranla fazla Batılı bir hayat tarzı yaşayan ve aslında hiç de dindar olmayan Hıristiyanlar mıdır?

%64 Yahudi komşu istemiyormuş... Bu topraklarda Müslümanlar ile Yahudiler'in ilişkisi mesafeli bir saygı ekseninde gelişti ve ilerledi hep. Ama araya "siyonizm" ve "Filistin" girdi; dolayısıyla bu veri anlaşılır. Öte yandan benzer bir soru Yahudiler'e sorulduğunda elde edilecek cevapların daha barışçıl ve hoşgörülü olacağını da hiç sanmıyorum. Dindar bir Müslüman, dindar bir Yahudi'nin doğal "ötekisi"dir zira. Yine de cevap, nasıl bir Yahudi olduğuna bağlı, şeklinde olacaktır benim için. Doğrusu Museviliğin ritüellerine göre yaşayan iyi huylu bir Yahudi komşum olmasını arzu ederdim; İslam'a ait sandığımız birçok edim, kural, kaide ve alışkanlığın ne kadarının Musevilikten geldiğini takip ve tesbit edebilmek için eşsiz bir kaynak olurdu.

%26'sı başka bir ırk veya renkten komşu istemiyormuş. Yuh artık. Renk de insana batar mıymış kardeşim. Kunta Kinte diye ölen, Shogun diye çıldıran bir halk ne zaman "beyaz adam" refleksleri gösterir hale geldi? Değil komşu, bir Japon gelinimiz olsun -origami yapalım-; aileye bir Afrikalı girsin -wodoo büyüsü öğrenelim-şeklindeki tüm çabalarım hüsrana uğradığı için halen bizarım.

%43 Amerikalı bir aile ile komşuluk etmek istemiyormuş...
Cevabım şu: "Nasıl bir Amerikalı olduğuna bağlı" "Dünyaya çok ezivet ettik, Bush yönetimi imajımızı mahvetti" kıvamında "mahcup" bir Amerikalı komşu tadından yenmez diye düşünüyorum.

Cuma, Mayıs 29, 2009

Turkiye'de Kurtce'yi yayginlastirma girisimi


Kürt Dili ve Eğitim Hareketi Batman Şubesi, Kürt diline sahip çıkılması için kentte bir dizi kampanya başlattı. İlk olarak reklam panolarına 1893- 1951 yılları arasında yaşayan Mir Celadet Bedirhan’ın, “Ey virane olmuş Kürtler, ya Kürt olduğunuzu söylemeyin ya da Kürt olduğunu iddia ediyorsanız o zaman Kürtçe okuyun, Kürtçe yazın ve Kürtçe konuşun” sözlerinin yazılı olduğu afişler asıldı. (dha)

Radikal

Cuma, Mayıs 22, 2009

Oha!

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, hayatını kaybeden ÇYDD Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan'ın cenazesine çelenk gönderilmemesiyle ilgili "Ben nereye çelenk gönderildiğini takip edemem" dedi.

ANKET: Çubukçu cenazeye katılmalı mıydı?


Türkan Saylan'ın cenazesine YÖK Başkanı dahil iktidardan kimse katılmadı...

Çubukçu'nun cenazeye gitmemesi gerektiğini söyleyenler şu açıklamayı yapıyor: ''Hükümetten birinin duygusallığı aşırı derecede yükselmiş böyle bir cenazeye katılması çok ciddi bir tahrik unsuru olur, kötü sahnelere neden olurdu...''

Katılmalı diyen görüşün gerekçesi ise şu: ''Milli Eğitim Bakanı ya da hükümetten biri bu cenazeye katılabilirdi. Oraya gelen insanlar belli bir olgunluktadır. Hükümet cenazeye katılarak bir anlamda kamplaşmayı da engellemiş, herkesi kucaklama çabasında olduğunu göstermiş olurdu.''

Bu iki görüşü okudunuz. Sizce katılmalı mıydı, katılmamalı mıydı?

Hurriyet

Perşembe, Mayıs 21, 2009

Bir gün herkes eşcinsel olacak


Kaba bir genelleme yaparak bir Türk erkeğinin en çok çekindiği her dem mevcut (omnipresent) düşman hakkında bir tahmin yürütebilir miyiz acaba? PKK mıdır Türklerin en büyük düşmanı? Yahudiler mi? Ermeniler midir yoksa Yunanlılar mı?

En çok çekinilen, üzerinde yaratacağı tehdidin ve tehlikenin boyutları hakkında en fazla spekülasyon yapılan ve maalesef yok edileceği halde günden güne güçlenen bu düşman kimdir?

Beyaz, sünni, heteroseksüel ve etnik olarak Türk erkeğin hayatı boyunca en çok korktuğu düşman birisi ya da bir toplum, bir ırk değil, bizzat kendisidir: Kendisinin bir gün eşcinsel olabileceği ihtimalidir.
Yıllardır Türk erkeğinin eşcinsellik meselesine bu kadar takıntılı olmasının, dönem dönem artan şiddette eşcinselliğin gündeme gelmesinin, en yaygın olarak eşcinsellikle ilintili küfrün kullanılmasının, dahası futboldan eğlence dünyasına her ama her alanda bir şekilde konunun eşcinselliğe getirilmesinin doğrusu başka bir açıklaması olamaz.

Doğrusu bu korkunun da sebebinin tek nedeni var: Cehalet. Eşcinsellik konusunda İslamcısı'ndan hakemine, solcusundan bakanına, yazarından şarkıcısına hemen herkes başka hiçbir alanda olmadığı kadar büyük bir cehalet içinde. Buna eşcinseller bile dahil. Bilmiyorlar. İnsan da bilmediğinden korkar ya...

İki haberim var, biri iyi, biri kötü. Önce iyi haber: Merak etmeyin, endişelenmeyin, hepiniz eşcinsel olmayacaksınız. İçinizden illa ki birileri eşcinseldir, ama 'Bir gün herkes eşcinsel olacak' diye bir kural yoktur. Boşuna korkmayın. Zaten tam kesinleşmemekle beraber eşcinselliğin doğuştan geldiği kanısı kuvvet kazanıyor. Şimdi değilseniz sonradan olmanız zor, çok zor.
Kötü haber: Bazılarınız için maalesef ama günden güne daha fazla eşcinsele ve eşcinselliğe maruz kalacaksınız. Kendiniz eşcinsel olmasanız bile.

Nasıl ki eşcinsel hakem göğsünü gere gere ortaya çıktı, Türkiye'nin dünyanın diğer ülkeleri gibi farklı meslek gruplarında 'dolaptan çıkmış' başka figürlere de alışık olması gerek: Belediye başkanları, siyasetçiler, müteahhitler vs. vs. Çünkü onların da sırası gelecek. Kısacası bu konu daha da gündemimi işgal edecek; buna bir toplumun 'değişim sancıları' da diyebiliriz. Ancak gördüğüm kadarıyla eşcinselliğin gündem olmasından pek kimsenin de sıkıntısı yok.

Mesela sizce Ali Bulaç'la Erman Toroğlu'nu eşcinsellik konusunda konuşmaya, yazmaya, üstelik aynı cahil dili paylaşmaya iten ortak payda ne olabilir acaba? Sadece cehalet mi? Yoksa merak mı? Korkunun tetikleyicilerinden biri bilinmemezlikse, insanda korku yaratanın gizemin merakı tetiklediği de bir gerçek. Ama bu konu Freudyen psikalistlerin alanı; geçelim.

Türkiye'deki tartışmaların derininde aslında çok yüzeysel bir neden yattığı o kadar aşikar ki, bu kadar ayrıntılandırmaya bile gerek yok... Bugün eşcinselliğin gündemde olmasının tek sebebi paniktir... Bu paniğin başlıca nedeni de eşcinsellik konusunda başka her konuda olduğundan daha cahil olanların 'ayaklarının altındaki toprağın' kaymasının yarattığı korkudur.

Eskiden Yunan çocuklarını 'Seni Türkler'e veririm' diye korkuturlarmış, o hesap işte 'Anneciğim eşcinseller geliyor' korkusudur bu... Bilmiyorlar, cahiller ve yeni döneme nasıl adapte olacaklarını kestiremiyorlar... Çünkü eşcinseller artık kendilerine tayin edilen moda, müzik, mimari, dekorasyon, alışveriş gibi alanların dışına taşmak ve her yerde var olmak istiyorlar... İşte Paris belediye başkanı... İşte Türk eşcinsel hakem...
Hayatları boyunca kontenjandan bir yerlere gelmiş olanlar, hayatın içinde yeni bir kontenjan açılmasını, rantın paylaşılmasını, kendi
kontenjanlarının eşcinseller tarafından tehdit edilmesini istemiyorlar.

Solcu kontenjanından bakan Ertuğrul Günay, hakem kontenjanından yazar-televizyoncu Erman Toroğlu, İslamcı aydın kontenjanından Ali Bulaç... Aman korkmayın, eşcinseller gelse de size bir şey olmaz. Meraklanmayın, endişelenmeyin. Sadece alışacaksınız. Bu kadar.

Oray Eğin
AKSAM

Çarşamba, Mayıs 20, 2009

İsrailliyle evlenen vatandaşlıktan çıkarılsın

El Arabiya'nın haberine göre, mahkemenin kararında, Mısırlılar ve İsraillilerden oluşan çiftlerin çifte vatandaşlığa sahip çocuklarının ulusal güvenliğe tehdit oluşturabileceği belirtildi.

Kararda, bu çocukların İsrail ordusu ya da istihbarat kurumu Mossad'da görevlendirilmek üzere İsrail'in hedefleri arasında olabileceği de kaydedildi.

Mahkeme, İçişleri Bakanlığına konuyu kabinenin gündemine getirmesi çağrısında bulundu.

Yapılan araştırmalar, Mısır'da 14 bin erkeğin İsrailli kadınlarla evli olduğunu ortaya koyuyor. İsrail'e çalışmaya giden Mısırlıların sayısının arttığı son dönemde İsrailli kadınlarla evliliklerin de arttığı belirtiliyor.

NTVMSNBC