Ergenekon davasında usul tartışmaları yapılırken Kemal Kerinçsiz’in avukatı, avukatların baskı altında olduğunu, telefonlarının dinlediğini, e-postalarının izlendiğin belirterek, “Mahkeme avukatlarının görevini sağlayacak önlemleri almalı” talebinde bulundu. Bunun üzerine Mahkeme Başkanı Şengün “Hâkimin dinlenmediğini kim iddia edebilir” yanıtını verdi. Şengün’ün bu yanıtı salonda büyük alkış kopmasına neden oldu.
VATAN
Bu haberi hala devam eden THINKTURK anketine alakasindan dolayi ekliyorum.
Perşembe, Ekim 23, 2008
Vakit yazarinin terbiyesizligi
Hüseyin üzmez Sapık Din Istismarcısı - The best free videos are right here
Video:www.metacafe.com
Yillarca dinci Vakit gazetesinde yazilar yazan ve siyasetten magazine cesitli alanlarda bircok insani Islami bakis acisindan elestiren, gectigimiz aylarda ise resit olmayan bir kiz cocuguna tecavuzden mahkum olan Huseyin Uzmez'in bir tarikat evinde Islam hakkinda alayci yorumlar icerin videosu ortaya cikti.
Çarşamba, Ekim 22, 2008
Şehitlerin yüzde 26.8’i Kürt
PKK’nın iddiasını ve amacını yerle bir eden bir gözlem bu. Bir araştırmanın sonucu.
PKK’nın maskesini düşüren çalışma Prof. Dr. Ümit Özdağ’a ait. Uzun süredir PKK, terör, Kuzey Irak ve istihbarat konularında çarpıcı kitaplar yazan Ümit Özdağ, son olarak ilginç gözlemlerde bulunuyor.
Prof. Özdağ terörle mücadele şehit düşenlerin kimliklerini araştırıyor. Ve hepimizin yeniden düşünmesini, siyasal denklemlerin yeniden yazılmasını gerektiren bir sonuca varıyor.
Terörle mücadelede şehit düşenlerin yüzde 26.8’i Kürt.
Müthiş bir oran. Bu yüksek oranın pek çok tercümesi var. İlk tercümesi şu.
PKK’ya karşı sadece Türkler değil, aynı zamanda Kürtler de savaşıyor. Ve ölüyor. Ve ölenlerin sayısı hiç de az değil.
Bu oran, bu bulgu, Türkiye’deki Türk-Kürt ayrışmasına çok başka bir bakış açısı getiriyor.
Kürt çocuklarının bir bölümü dağa çıkarken, bir bölümü askere, polise yazılıyor. Ve onlar birbirlerine karşı savaşıyor. Belki de, iki kardeş, iki akraba, iki arkadaş.
PKK işte burada zayıflıyor. Kentleri burada yakmaya çalışıyor. Terörü bu nedenle daha da azgınlaştırıyor. Korkuyu bu nedenle yaygınlaştırıyor.
Prof. Özdağ’ın görüşüne göre, nihai bir bulgu var:
Mesele bunu görüp, ona göre politikalar üretmek.
1999’da Apo yakalanıyor, terörü kökünden kazımak için iki yüze yakın önlem belirleniyor. Sonra hepsi rafa kaldırılıyor. Öyle değil.
Yalçın DOĞAN
Hurriyet
PKK’nın maskesini düşüren çalışma Prof. Dr. Ümit Özdağ’a ait. Uzun süredir PKK, terör, Kuzey Irak ve istihbarat konularında çarpıcı kitaplar yazan Ümit Özdağ, son olarak ilginç gözlemlerde bulunuyor.
Prof. Özdağ terörle mücadele şehit düşenlerin kimliklerini araştırıyor. Ve hepimizin yeniden düşünmesini, siyasal denklemlerin yeniden yazılmasını gerektiren bir sonuca varıyor.
Terörle mücadelede şehit düşenlerin yüzde 26.8’i Kürt.
Müthiş bir oran. Bu yüksek oranın pek çok tercümesi var. İlk tercümesi şu.
PKK’ya karşı sadece Türkler değil, aynı zamanda Kürtler de savaşıyor. Ve ölüyor. Ve ölenlerin sayısı hiç de az değil.
Bu oran, bu bulgu, Türkiye’deki Türk-Kürt ayrışmasına çok başka bir bakış açısı getiriyor.
Kürt çocuklarının bir bölümü dağa çıkarken, bir bölümü askere, polise yazılıyor. Ve onlar birbirlerine karşı savaşıyor. Belki de, iki kardeş, iki akraba, iki arkadaş.
PKK işte burada zayıflıyor. Kentleri burada yakmaya çalışıyor. Terörü bu nedenle daha da azgınlaştırıyor. Korkuyu bu nedenle yaygınlaştırıyor.
Prof. Özdağ’ın görüşüne göre, nihai bir bulgu var:
Devlette, PKK ile mücadele zor biter, gibi yanlış bir psikoloji var. Oysa, teröre rağmen, hayatın normalleşmesini isteyen, ülkeyle bütünleşmek isteyen ve hatta ülkeleri için şehit düşen Kürtler varken, PKK adım adım sona yaklaşıyor.
Mesele bunu görüp, ona göre politikalar üretmek.
1999’da Apo yakalanıyor, terörü kökünden kazımak için iki yüze yakın önlem belirleniyor. Sonra hepsi rafa kaldırılıyor. Öyle değil.
Yalçın DOĞAN
Hurriyet
Etiketler:
Anket,
Kürt,
Teror,
Yalçın DOĞAN
Salı, Ekim 21, 2008
Salonda rezalet!

Ergenekon davasındaki "salon rezaleti"ni gördünüz... Eminim, bugün bütün köşe yazarları enine boyuna bu konuya değinecektir. Gelin ben size, bir başka "salon rezaleti"ni anlatayım.
Türkiye’nin gözü kulağı İstanbul’daki "salon"dayken, Ankara’da bir başka "salon"da, Türk Dil Kurultayı vardı...
Başbakan kürsüye çıktı, Türkçe’nin "ana sütü"ne benzediğini belirterek, "katışıksız ana sütüyle, şiirler söylediğimizi, fermanlar yazdığımızı, devletler kurduğumuzu" anlattı.
Ve sözü, beş gün önce kaybettiğimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya getirdi...
"Türkçemizin abideleşmiş şairi, sadece şiir solumuş, Türkçe’nin zengin imkánlarıyla bu topraklarda nehir gibi akıp gitmiştir" dedi.
Sonra da, "Türk Dil Kurultayı’nın manasına uygun olarak, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Sanat isimli şiirini okumak istiyorum" diyerek, okudu:
"Yalnız senin gezdiğin bahçede açmaz çiçek... Bizim diyarımızda da bin bir baharı saklar... Kolumuzdan tutarak sen istersen bizi çek... İncinir düz caddede dağda gezen ayaklar."
Salon yıkıldı adeta...
Aralarında Cumhurbaşkanı ve Türk Dil Kurumu Başkanı’nın da bulunduğu davetliler dakikalarca ayakta alkışladı.
Gözler yaşardı...
Tek pürüz vardı.
İkisi de üç isimli ama...
O şiir, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın değil.
Faruk Nafiz Çamlıbel’in!
Yilmaz Ozdil
Hurriyet
Etiketler:
Kultur,
Tayyip,
Yilmaz Ozdil
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)