Cuma, Ocak 23, 2009

Turkiye'yi yonlendiren iki yeni faktör: Din ve para


Wall Street Journal'da Washington Enstitüsü Yakın Doğu Politikaları Masası Uzmanı Soner Çağaptay imzasıyla yayımlanan “Türkiye Hala Batı Müttefiki mi?" başlıklı yazıda, Türkiye'nin AKP hükümeti döneminde geleneksel müttefiklerinden uzaklaştığını ortaya koyan çok sayıda gösterge bulunduğu kaydedildi.

Yazıda, “Türk dış politikası yıllarca demokrasi, NATO gibi kurumsal üyelikler, Batı ve ABD ile aynı kaderi paylaşmak gibi Batı değerleri tarafından yönlendirildi. AKP'nin 200'de iktidar olmasından bu yana ise Türk dış politikasını iki faktör yönlendiriyor: Din ve para" denildi.

Yazıda, geçen yıl AKP hükümetinin İran ve Sudan cumhurbaşkanlarını ağırladığı ve Ankara'nın bu ülkelerle yakınlaştığı hatırlatılarak, aynı dönemlerde Ankara'nın başta İsrail olmak üzere Batılı müttefiklerine karşı daha sert bir söylem tutturduğu belirtildi.

Türkiye'nin İran, Rusya ve Sudan karşısında Batılı değerleri "temsil ediyormuş" gibi yaptığı öne sürülen yazıda, aslında AKP hükümetinin bu ülkelerle yakın bağlar kurmakta olduğu, hatta Batı'nın Sudan ve İran'a uyguladığı ambargolara karşı çıktığı ifade edildi.

Yazıda, Başbakan Erdoğan'ın 2006 yılının mart ayında Hartum'da düzenlenen Arap Birliği Zirvesi'nde “Batı, terörizmi bize silah satmak için kullanıyor" şeklindeki ifadesine yer verildi.

Yazıda, “Başbakan Erdoğan Türkiye'nin hangi medeniyete ait olduğu sorusunun cevabını bulmuş görünüyor. Belli ki bunun cevabı Batı değil. Erdoğan, 14 Kasım'daki ABD ziyaretinde de, İran'ın nükleer silah yapmasına karşı çıkanların kendilerinin de nükleer silah yapmaması gerektiğini söylemişti. Son zamanlarda enerji politikaları Ankara ile Moskova'yı yakınlaştırıyor. ABD'nin Rusya'yı Gürcistan işgalinden dolayı kınamasından sadece birkaç gün sonra Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov Ankara'ya gitmişti. Ama hepsinden de öte, İsrail, gönlünde Hamas yatan Başbakan Erdoğan'ın kum torbası haline geldi. Türkiye'de yaşayan Yahudiler, İspanya'dan Anadolu'ya geldikleri 1600'lerden beri ilk kez kendilerini fiziki tehdit altında hissediyor" denildi.

CNNTURK

AKP adayinin sasirtmayan secim anketi

Anketin sonucuna göre AKP oy patlaması yapmış. Ancak önemli bir detay vardı ki, bu detay okurumuzun gözünden kaçmadı. O da anketi yapan şirketle ilgiliydi. 'AKP'yi uçuran' anketi yapan GENAR Araştırma Şirketi'nin Başdanışmanı M. Teyfik Göksu, AKP'nin Esenler Belediye Başkan adayı. Yani, AKP'yi uçuran ve bir anda oylarını 10 puan arttıran anketin sahibi, AKP'nin başkan adayı.

EnSonHaber

Haberi yayinlayan da tabii ki AKP'ci Yeni Safak gazetesi.

Katılımcıların yerel seçimde oy verecekleri siyasi partiler şöyle sıralandı. AK Parti, yüzde 47,5, CHP yüzde 23,1, MHP yüzde 12,5, DTP yüzde 4,9, SP yüzde 2,7, DP yüzde 2,3, Genç Parti yüzde 1,8, diğer yüzde 5,1


İnsanlar bazen dertlerini sıkıntılarını paylaşacakları birilerini ararlar, katılımcılara kendileri böyle bir haldeyken karşılarına Tayyip Erdoğan, Deniz Baykal ve Devlet Bahçeli çıksa bu üç isimden hangisinin onları daha iyi anlayacağını ve onların dertleriyle dertleneceğini düşüneceklerini sorduğumuzda birinci sırada yüzde 43,9 ile Tayyip Erdoğan, ikinci sırada yüzde 14,4 ile Deniz Baykal, üçüncü sırada ise yüzde 13,7 ile Devlet Bahçeli yer aldı. Katılımcıların yüzde 26,6'sı bunlardan hiçbirinin kendisini anlayacağını ve derdiyle dertleneceğini düşünmediği için derdini ona açmayacağını ifade etmiştir.

Yeni Safak

Yahudi lobilerinden Tayyip'e mektup

ABD’nin en güçlü beş Yahudi sivil toplum kuruluşu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a yazdıkları ortak mektupla, Türkiye’de yükselen anti-Semitizm (Yahudi karşıtlığı) konusundaki endişelerini dile getirdiler ve Erdoğan’ı gerekeni yapmaya davet ettiler. Ayrıca Milliyet’e konuşan iki kuruluşun yöneticileri, “Bu gidişatın sonuçları ciddi olur” dedi.
American Jewish Committee (AJC), B’nai B’rith, Anti-Defamation League (ADL), Conference of Major American Jewish American Organizations ve Jewish Institute for National Security Affairs’in, Erdoğan’a önceki gün gönderdikleri ortak imzalı mektupta, İsrail’in Gazze politikasının anti-Semitizmi haklı çıkarmayacağı vurgulandı; Türkiye’deki Yahudilerin endişe içinde olduğu belirtilerek, isim vermeden resmi makamlar eleştirildi.
“İsrail Konsolosluğu önünde Yahudilere nefret yağdırılıyor. İstanbul’un her yerindeki billboardlarda Yahudi karşıtı sloganlar yer alıyor. Bir mağazanın camına, ‘Sahibi Yahudidir bundan alış veriş yapmayın’ yazılı poster asılıyor” denilen mektupta, “Bugün Türkiye’deki Yahudi dostlarımız, kendilerini kuşatılmış ve tehdit altında hissediyorlar. Ülkede yükselen anti-semitizm ile resmi makamların ortamı alevlendiren söylemleri arasında bir bağ olduğu ortada” denildi.

“Türkiye bizim dostumuzdu. Bizler dosttuk... Hâlâ inanamıyorum. Çok üzgün ve şaşkınım. Türkiye’deki Yahudiler tehdit altındalar. İsrail’in politikalarını beğenmeyebilirsiniz. Ama bunu da eleştirmenin bir yolu vardır. Yahudiler kuşatılmış ve tehdit altında hissediyorlar; bunda Milli Eğitim Bakanı’nın yaptığı uygulamaların, Başbakan’ın sözlerinin çok büyük etkisi var. Başbakan’ın kelimelerini çok bilinçli seçtiği ortada. Çok sert konuşuyor. ‘Medyayı Yahudiler kontrol ediyor. Onlar beni istemiyor’ gibi cümleler kullanıyor. Biz dosttuk. Bu duruma nasıl geldik?” dedi.

AJC Devletlerarası İlişkiler Koordinatörü Jacob Isaacson da, “Bir kaynağı zehirlemeye bir kere başlarsanız bunun nereye varacağını bilemezsiniz. Bu gelişmelerin politik, sosyal ve kültürel yansımaları olur. Türkiye’deki Yahudi cemaati ile yakın temas halindeyiz ve çok endişeliyiz” ifadelerini kullandı.
Washington kulislerinde Başkan Barack Obama yönetimi ile birlikte düğmeye basan Ermeni lobisinin ‘soykırım’ tasarısını bu kez Kongre’den geçirmeye çok kararlı olduğu belirtiliyor. Yıllardır Türkiye’ye destek olan Yahudi lobisininse bu kez ne yapacağı merakla bekleniyor.
Etkili bir cemaat önderi, “Bu kez çok zorlanırız. Eskiden sadece Türkiye haklı olduğu için değil, dostumuz olduğu için de Türkiye’nin tezine destek bulabiliyorduk. Bu noktada bunu söylemem zor” dedi. Bir başka isimse, “Biz bu konuda artık hiç yokuz. Kongre’nin de bu meseleye dahil olmaması gerektiğine inanıyoruz. Türkiye ve Ermenistan kendi arasında çözsün” dedi.

Mektubun tam metni

Sayın Başbakan Erdoğan,
Size, son günlerde Türkiye’de artan Yahudi karşıtı gösterilerden duyduğumuz derin endişeyi anlatmak için yazıyoruz.
Pekçok olay bizde sıkıntı ve üzüntü yaratıyor. İsrail Konsolosluğu önünde Yahudilere nefret yağdırılıyor. İstanbul’un her yerindeki panolarda Yahudi karşıtı sloganlar yer alıyor. İstanbul Üniversitesi yakınlarındaki bir mağazanın camına ‘Sahibi Yahudidir bundan alış veriş yapmayın’ yazılı bir poster asılıyor. İzmir sinagoguna yapılan saldırı kentteki tek sinagogu da neredeyse kapatılma noktasına getirdi.
Hükümetinizin Gazze politikası ve sizin son dönemdeki çok sert ifadelerinizle hemfikir değiliz. Çatışmanın sorumluluğunun Hamas’ta olduğuna ve İsrail’in kendini savunma hakkını korumaya mecbur olduğuna inanıyoruz. Ama yine de, bu tip fikir ayrılıklarının ne Türkiye’de ne de başka biryerde anti-Semitizm üzerinden yansıtılması haklı kılınamaz.
Türkiye yüzyıllardır Yahudilerin yaşadığı bir toprak olmakla haklı olarak övünür. Ama bugün Türkiye’deki Yahudi dostlarımız kendilerini kuşatılmış ve tehdit altında hissediyorlar. Ülkede yükselen anti-Semitizm ile resmi makamların ortamı alevlendiren söylemleri arasında bir bağ olduğu ortada.
Türkiye’nin bölgesindeki önemli rolünü anlıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti ile derin geçmişi olan bir dostluğumuz ve Hükümetiniz ile olan ilişkimize de büyük değer veriyoruz. Daha önceleri anti-Semitizm’i ‘insanlık suçu’ sayan görüşlerinize binaen, derin endişelerimizi bildiriyor ve bu nahoş gelişmeleri bilginize sunuyoruz.
Saygıyla


Radikal

Abdullah Gul'un Yahudiler icin hassasiyeti

Bakın dünkü Radikal’de, bir Türkiye Yahudisi’nin, Prof. Leyla Navaro’nun yazısı yayımlandı.
(...)
Biz yazıyı yayımlarken fazlasıyla duygulandık, kendimizi aynen Hrant Dink’in kendi ölümünü adeta önceden haber veren yazısı elimize ulaştığında hissettiğimiz gibi hissettik. Dün gün boyu okurlarımızdan son derece olumlu tepkiler aldık, bazıları gözyaşlarını tutamamıştı yazıyı okuyunca.
Leyla Navaro’nun yazısını okuyup duygulanan okurlarımızdan biri de, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’dü. Cumhurbaşkanı Gül, Leyla Navaro’yu telefonla arayarak duygularını paylaştı, Yahudi düşmanlığından duyduğu rahatsızlığı söyledi.
Bu haberi alınca Leyla Navaro’yu aradım. Navaro, “Sayın Cumhurbaşkanı, son derece medeni, duyarlı, hassas bir tavır sergiledi. Uzun konuştuk. Yazıdan gerçekten etkilenmiş. İçtenlikle konuştu, bu konuda kendisinin gösterdiği hassasiyeti ve Malezya ile İran’da yaptığı konuşmalarda Yahudi düşmanlığı tehlikesine dikkat çektiğini anlattı” dedi.
Cumhurbaşkanı, her şeye rağmen iyimserdi, ülkenin bir iyileşme döneminden geçtiğine inanıyordu, bugün sinemalarda gösterime giren Güz Sancısı filmini de örnek vererek artık toplumda bu çeşit tutumların, politikaların tartışıldığını, daha yüksek sesle eleştirildiğini hatırlatmıştı. Ona göre bazı marjinal grupların hareketlerinin Türkiye’nin tamamını etkilemesine izin verilmemeli, direnç gösterilmeliydi.
Navaro, “Konuşmanın sonunda ben kendimi işitilmiş, duyulmuş hissettim. Ama tabii gerek Cumhurbaşkanı ve gerekse Başbakan bu nefret yayan tutuma sık sık ve açıkça dur demeli,
geçit vermemeli, bunu da söyledim sayın Cumhurbaşkanı’na” dedi.
(...)

Ismet Berkan
Radikal

Perşembe, Ocak 22, 2009

Kendim ve ülkemin geleceği için tedirginim, üzülüyorum, ürküyorum

500 yıl önce ecdadımın Osmanlı tarafından kabul edilmesi hâlâ borç haneme mi yazılı? Doğup büyüdüğüm, bir vatandaş olarak görevlerimi yerine getirdiğim, fiilen gelişmesine katkıda bulunduğum bu topraklarda hâlâ misafir mi addediliyorum? Boynu bükük mü dolaşmalıyım?

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak ırkçılık, ayırımıcılık ve antisemitizmle ilgili üzerimde iz bırakmış iki anı var belleğimde: Biri Varlık vergisi sırasındaydı: Altı yaşlarında olmalıydım, dedemin Yeşildirek’teki giysi dükkânına Varlık Vergisi nedeniyle el konmuş, Varlık Vergisi memurları evimize girmiş, alınabilecek eşyaları inceliyorlardı. Evde derin bir tedirginlik hâkimdi, dedemse bu durumdan dolayı yatağa düşmüş, hastalanmıştı.

Belleğime kazınan diğer olay 6-7 Eylül felaketiydi. Dükkânımız olmadığından, ailece maddi bir zarar görmediysek de çok üzülüp, olup bitenlerden dolayı ürktüğümüzü anımsıyorum. Bunların dışında, bana doğrudan söylenen ya da hissettirilen bir Yahudi karşıtlığıyla bugüne dek karşılaşmadım.

Sadece 1950 yıllarında ‘Vatandaş Türkçe Konuş’ sloganlarının yaygınlaştığı sıralarda ablamla birlikte Ladino veya azınlık dilleri konuşanlara sert bakışlar atarak “Vatandaş Türkçe Konuş” diye ihtar ettiğimizi hatırlıyorum. 11-12 yaşlarında olmalıydık. Şimdi utanarak hatırladığım bu durumun, psikolojide ‘saldırganla özdeşleşme’ savunma mekanizması olduğunu artık biliyorum. Yani, saldırganlığa maruz kalan kişinin, çok korktuğu durumlarda saldırganla özdeşleşmesi ve onun gibi davranmaya çabalaması... 11 yaş için belki de anlaşılabilir, nispeten affedilebilir bir durum... ama erişkin ve olgun bir insan ya da bir ülke için elbette ki değil...

65 yıl önce Türkiye’de doğdum ve Türkiye’de yaşıyorum, annem, babam, ecdadım Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne dönüşmüş bu toprakların çocuklarıdır... Türkiye’de okula gittim, bir Türk’le evlendim, çocuk sahibi oldum, çocuklarım Türk okullarına gitti, evde Türkçe konuşuruz, Türkçe kitaplar yazdım, seminerler, konferanslar verdim, yurtdışında katıldığım uluslararası çalışmalar ve yönetim kurullarında Türkiye’yi azim ve gururla temsil ettim. Oralardaki
tanımım da “the Turkish woman”dır.

Türkiye’yi henüz tanımayan ya da önyargılı tanıyan Avrupa, Amerika ve Asya’lılara gönüllü elçilik yaptım, ait olduğum uluslararası yönetim kurulunu (IAGP) binbir zorlukla ikna ederek uluslararası bir mesleki kongrenin Türkiye’de yapılmasını sağladım (IAGP Uluslararası Grup Psikoterapileri Kongresi, Istanbul, 2003) 30 yıllık meslek hayatımda bana danışanların yüzde 90’ının kimlik din hanesi Müslüman’dır, bunlar arasında geleneksel olarak başı kapalı olanlar gibi, türbanlı kadınlarla da çalıştım ve halen de çalışmaktayım. Devlete ait bir üniversitede öğretim görevlisiyim ve bunun yanı sıra çeşitli devlet ve özel kurumlar, sivil toplum kuruluşları ve benzer projelere aktif olarak katkıda bulundum, 99 depreminde aylarca gönüllü seferberliğe katıldım. Eşit bir vatandaş olarak vergilerimi düzenli ödemekteyim, ülkenin maddi ve manevi çıkarlarıyla yakından ilgili ve aktifim. Şimdi bana söyler misiniz? Din hanemde Yahudi yazdığı için mi ben bu ülkede bir günden diğerine düşman hanesine sokuldum? Saldırılacaklar, tehdit edilecekler listesine dahil edildim?

Ortadoğu’da yaşanmakta olan savaşta kendinden menkul taraf tayin edildim. Beni yakından tanıyanlar savaş hakkındaki düşünce ve değerlerimi, savaş nedeniyle ölen ve öldürülenlere hassasiyetimi bilirler. Kaldı ki esas mesele bu değil. Ortadoğu’daki savaşın faturası din hanemde ‘Yahudi’ yazdığı için bana çıkarılıyor. “Sizleri İspanya’dan kurtaran Osmanlı’nın torunlarıyız” dendiğinde ne kastediliyor acaba? 500 yıl önce ecdadımın Osmanlı Padişahı tarafından kabul edilmesi hâlâ maddi manevi borç haneme mi yazılı? Doğup büyüdüğüm, bir vatandaş olarak görevlerimi yerine getirdiğim, fiilen gelişmesine katkıda bulunduğum bu topraklarda hâlâ misafir mi addediliyorum? Boynu bükük mü dolaşmalıyım? Tehdit altında kalmaya namzet miyim? Ve bu durumu sindirmeli miyim?

Türk Yahudi’lerinin en önemli niteliklerinden biri ülkelerine vefa ve sadakattır. Yıllardan beri Türkiye’den göç etmiş Türk kökenli Yahudiler hala Türkçe konuşur, kendi aralarında toplanır, Türkçe TV dizi ve filmleri seyredip, Türk yemekleri yer, Türkçe şarkılar söylemeyi severler. Türkiye’yi terketmiş olmalarına rağmen kökenlerine sadakatle bağlıdırlar. Aynı duygu Türkiye’de yerleşik Yahudilerde de güçlüdür, ülkeyi sever, dış dünyanın önyargılarına karşı azimle korurlar. Ben de kendimi aynı vefalı zihniyete ait görür, yurtdışındayken Türkiye’ye laf kondurmam, yerel değerlerin tanınması ve yüceltilmesine inanırım.

Ancak bugün içimde bir şeyler kırıldı... Kendimi ait addettiğim ülkem beni eşit vatandaşı olarak görmüyor, din hanemde yazılı olan ibareden dolayı zımnen taraf yapıp düşmanlaştırıyor, devletine ve vatandaşlarına sahip çıkmakla yükümlü devlet sorumluları ve kimi medya saldırganlık ve düşmanlığı kışkırtıcı söylemlerden çekinmiyor ve ülkeyi ele geçirmekte olan ırkçılık dalgasına ‘dur’ diyemiyor, demiyor...

Demek ki 500 yıldır yaşamakta olduğumuz, kendimizi ait hissettiğimiz, manen sahiplenip manen savunduğumuz bu topraklarda ülkenin diğer vatandaşlarıyla hangi etnik kökenden veya dinden/ mezhepten olurlarsa olsunlar kader birliği yaptığımızı, birlikte mücadele ettiğimizi sanırken, ne kadar da yalnızmışız aslında...

O kadar sözü edilen, gururla taşınan ‘kültür mozaik’i sadece bir turistik slogan, bir yanılgı, yanılsamaymış... Esas arzu edilen, amaçlanan ‘mozaik’i tek renge indirgemekmiş... Birlikte ortak kaderini paylaştığım, iyi ve kötü günlerde ‘ne olacak bu durumumuz?’ diye ülke sorunlarına hayıflandığım kimi vatandaşlar demek beni potansiyel düşman olarak addedecek, canımı yakmak ya da yoketmek isteyecek... Bugün kendim için üzülüyorum, tedirginim ve nisbeten ürküyorum, ama açıkça söylemem gerekirse Türkiye’nin ırkçılığa kaymakta olan geleceği için de eşit derecede tedirginim, üzülüyor ve ürküyorum. Ve bu gidişe bilinçli ve sorumlu bir ‘dur’ denmezse Türkiye’nin kendini büyük bir yalnızlığa mahkûm edeceğinden korkuyorum. Karanlık bir yalnızlığa...

Leyla Navaro: Uzm. Dan. Psikolog/Yazar; Boğaziçi Üniversitesi öğretim görevlisi
Radikal


NOT:
Navaro'nun yazisi uzerine Cumhurbaskani Abdullah Gul, kendisine telefon acarak uzuntusunu bildirmis.

İsrail için sıradışı bir yazı

Masamda Anadolu’nun bir çok vilayetinde gerçekleşen İsrail’i tel’in mitinglerinden haber var. İlgi müthiş….

Olayın siyasal ya da magazinsel malzemelerini bir kenara bırakıyorum. ABD, Belçika, Almanya, Norveç ve sayamadığımız bir çok ülkede ilginç tepkiler ve eylemlere şahit olduk…Duyarlılığa hayran kalmamak elde değil…

Lakin tüm bunlara asıl duyarlı olması beklenen İsrail’den tek taraflı ateşkes olsa da ciddi manada ses yok. 18 gün süren savaşın bilançosu çok ağır. Ölülerin sayısı bini aşmış, yaralılar binlerce… Hâlâ enkazdan cesetler çıkıyor.

Yüreğimizin sızlamaması mümkün değil. Hele Osmanlı gibi bir mirasın devamı olan milletin bigane kalması, görmezden gelmesi konuşulamaz bile.

Ama gelin bu yazıda size duygusal nameler, “kahrolsun İsrail” sloganlarıyla süslü dramatik bir yazı okutmak yerine “iğne batırayım”... Kendimize, size, bize ve bize dair hisler taşıyan herkese…

“Kahrolsun” demenin kolaylığını yaşamak, meydanlarda bayraklar yakmak, ayakkabı atmak yerine asıl yapacak çok şeyimiz olduğunu hatırlatmak için bu yazı kaleme alındı…. Lanetlemek yerine, oturup düşünmek için…. Bağırmak yerine, susup, daha çok çalışmak için…. Koşmak, yorulmadan koşmak, her sabah yeni bir heyecanla yollara dökülüp, zamanı, saati, dakikayı, saniyeyi anlamlı kılmak, üretmek için fırsata dönüştürmek için…

İsrail, dünyada kurulu en yeni devletlerden birisidir. Ama dünyanın en can alıcı noktasında, sürekli sorunlarla, savaş ve acılarla gündeme gelen bir ülke. Bu bizim gördüğümüz yani İsrail’in… Biz hep onu mazlum Filistin Halkına karşı gösterdiği İşgal’i ve savaşıyla anıyoruz…Peki İsrail’in bu savaşlar dışındaki yüzünü ne kadar biliyoruz? İşte size kısa bir İsrail turu:…

Bir tarafı Akdeniz, üç tarafı Müslüman Arap ülkeleriyle çevrili. Komşuları Suriye, Mısır, Lübnan, Ürdün, Filistin. Komşularının komşuları ise Suriye, Irak, İran, Suudi Arabistan…Yüzölçümü 21 bin kilometrekare. Yani Türkiye’nin yaklaşık yüzde 3’ü! nüfusu yaklaşık yedi milyon. Buna karşın komşuları; Filistin 7 milyon, Ürdün 6 milyon, Lübnan 4 milyon, Mısır 73 milyon, Suriye 19 milyon, Suudi Arabistan 26 milyon, Irak 27 milyon, İran 72 milyon. Bunların toplamı 200 milyonu geçiyor.

İsterseniz Türkiye’yi de ekleyelim, rakam 285 milyona çıksın…


Bu, İsrail’in rakamsal gerçeği, birde İsrail’in bilimsel gerçeği var…

Ne kadar farkındayız, nüfus ve yüzölçümü ülkemizin yüzde 3’ü oranındaki bir devlet bunca siyasi çalkantının içinde dünyanın en önemli sayılan sektörlerinde lider durumda. Ama herkesi tehdit noktasına getiren en önemli sektör ise Tarımdır. Çünkü İsrail, az miktardaki toprağına rağmen, topraksız tarım ve sulama damlama sistemiyle dünyanın bir numarasıdır.

Sizi korkutmak için yazmıyorum, lakin Tarımda bir numara bu devlet, insanların en temel besin maddeleri sayılan; domates, patates, buğday, mısır ve bazı meyve ve sebzelerin tohumu konusunda dünyada söz sahibi durumundadır. Yani İsrail dese ki, “size domates tohumunu vermiyorum” belkide ülkenizde domates ekecek tohum bulunamayacak. İşin bir başka acı tarafı da İsrail’in dünyaya sattığı bu tohumların genleriyle oynayarak, “tohumdan tohum üretilme”sini engelleyebiliyor olmasıdır. Yani elinizdeki domates’ten çıkan çekirdek aslında geniyle oynanmış çekirdektir ve asla size yeni bir domates vermeyecektir.

Sadece bununla kalsa iyi; bilişim, yazılım ve bioteknoloji konusunda da İsrail dünya devleri arasında sayılıyor. Size Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’nun İsrail raporundan bazı başlıklarla anlatayım:

· Bioteknoloji: Dünyada önde gelen bioteknoloji merkezlerinden biri olan İsrail’de bu alanda; küçük, orta ve büyük ölçekli 175 firma faaliyet göstermektedir. Bioteknolojide hücre, gen terapisi, bağışıklık sistemi, farmakolojik ekipmanlar, kimyasal tedavide kullanılan ilaçlar üretilmektedir. Bu sektörde faaliyet gösteren önde gelen İsrailli firmalar InterPharm Laboratories Ltd., Teva Pharmaceutical Industries Ltd. ve Bio-Technology General Corporation olarak sıralanabilir. İsrail’in dünya bioteknoloji sektöründeki toplam payı %2.5’tur.

· Tarımsal Teknoloji: Gübre, kimyasallar, sulama, tohumculuk, veteriner ilaçları ve yem katkı maddelerinden oluşan sektörde Ar&Ge ve sanayii arasındaki yakın işbirliği sayesinde tarımsal teknoloji çözümleri dünya genelinde ihraç edilmektedir. Sulama alanında damlatma yöntemi konusunda dünyaca üne sahip olan İsrail, seracılık, hayvancılık ve bitki koruma alanlarında da ileri teknolojiye sahiptir.

· Telekomünikasyon: Telekomünikasyon ürünleri elektronik sanayi ürünleri üretiminin yaklaşık %40’ına tekabül etmektedir. Bell South, Deutsche Telecom, France Telecom, Hutchison-Hong Kong, Sprint ve Telecom Italia gibi önde gelen uluslararası telekomünikasyon firmalarının İsrail pazarında yatırımları mevcuttur. Mobil telefon penetrasyon oranı yaklaşık %90 olan İsrail, internet uygulamaları konusunda da çok gelişmiş bir teknolojiye sahiptir. Motorola firması bazı sofistike telekom ekipmanlarını İsrail’de geliştirip üretmekte, Nortel Firması ise denizaşırı operasyonlarını İsrail’den yürütmektedir.

· Yazılım: Yazılım sektöründe Amdocs, Check Point, Comverse, Mercury Interactive, Nice Systems ve Vocal Tec gibi uluslararası üne sahip firmaların yer aldığı İsrail’de HP, IBM, Microsoft, Oracle ve Sun gibi birçok firmanın üretimi bulunmaktadır.

İsrail’in; ABD, Bulgaristan, Romanya, Türkiye, AB ve EFTA Ülkeleri dahil olmak üzere 35 ülkeyi kapsayan 6 Serbest Ticaret Anlaşması mevcut olup Ürdün ve Filistin ile Tercihli Ticaret Anlaşmaları mevcuttur. Ticaretin %70-80’lik bölümü Serbest Ticaret Anlaşması olan ülkeler ile yapılmaktadır. Çok yakın bir zamanda Mercosur Ülkeleri ile de bir Serbest Ticaret Anlaşması imzalanacaktır.

Herkes Türkiye-İsrail ilişkilerini merak ediyor, onu da yazacağım ama, şunun iyi bilinmesi gerekir, biz tüketim toplumu olma yolunda hızla ilerleyerek nereye gittiğimizi sanıyoruz? Üretimden yoksun hale geliyoruz, buğdayımızı bile ithal noktasındayız, çiftçimiz eşyasını toplayıp şehre göç ediyor, tarlasını boş bırakıyor, tarım ve hayvancılıkta planlı adımımız kalmadı. Yakında temel gıda maddelerini de ithal etme noktasına gelirsek ve tamamen dışa bağımlı duruma düşersek kimse şaşırmasın.

Zira mesleki bilgiden yoksun olan bir halk, sadece tüketme üzerinde yaşayan, proje, fikir ve yeni şeyler yaratma konusunda geri kalan bir millete düşen kendisinin yüzde 3’ü oranındaki bir millete her alanda bağımlı hale gelmesidir.

Bu yazı çok uzar, ne siz okursunuz bu tembellikle, ne de benim sizin okuyacağınız konusunda inancım var. Nede olsa kısa ve öz yazılar okumaya bayılırsınız. Gidin TV izleyin, internette porno yıldızlarının fotoğraflarına bakın, Chatt ve msn’i kız tavlama yönteminde kullanın, oğlunuzun zekasını Futbol kanallarının şifresini nasıl çözdükleriyle anlatın. Ya da meydanlara gidin İsrail bayrağı yakın… Çünkü bu daha kolay ve zevk vericidir…

Sakın üretmeyin, yeni şeyler icat etmeyin, çocuklarınızı meslek sahibi yapmayın, tüketim canavarı olun. …Çiftçilik yapmayın, tezek kokusuna katlanılmaz, toprağı kim ekip bekleyecek? Teknolojinin sadece tüketicisi olun, sakın üretici nasıl oluruz? diye düşünmeyin. Ortadoğu ve Avrupa’nın pazarı durumunda kalmaya devam edin. Filmleri korsan CD’lerden izleyin, kitapları korsan kitapçılardan alın, üreten, yazan insanı kalkındırmayın ki bir daha üretmesin, yazmasın….

Son cümlem şu olmalı herhalde…

Bugün ağladığımız Filistin halkı 1935’te Efendi olduğu topraklarında önce toprağını işlemek yerine satarak, sonra İsraillileri mahallenin bakkalı diye küçümseyerek dikkate almadı. El birliği yapmadı, üretmedi, Osmanlı’nın tembel, haşarı çocuğu olarak kaldı. İşte bugün; hem topraklarını, hem namuslarını hemde canlarını tehlikeye attılar…

Toparlanıyorlar, ama neredeyse iş işten geçmek üzere…

Bilmem ki size bir anlam ifade ediyor mu?

Not: Halihazırda Türkiye’de 190 adet İsrail firması faaliyet göstermektedir. Boykot etsek ne olacak? Mallarını yaksak ne olacak? Onlar pazarda dünya devi oldu… Bize düşen; üretip, kendi malımızla dünya devi olacak projeler çıkartmak olmalıdır. Yani tembelliği bırakmak…

Fatih BAYHAN / Haber 7
bayhanfatih@mynet.com

Çarşamba, Ocak 21, 2009

Evinize sahte secmen koymuslar mi?

CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin, CHP'nin sahte seçmenleri tespit etmek için uygulamaya başladığı sistem hakkında, Türkiye'nin dünyada ilk olan bir sistemi uyguladığını belirterek şöyle devam etti:
“Uygulama dün hayata geçti. Sadece dün İstanbul'dan başvuranların sayısı 100 bin. Bu konuyla ilgili telefon hizmetiyle halka yardımcı oluyoruz. Bugüne kadar 8 telefon hattıyla hizmet verdik. Ancak yoğun talep nedeniyle, hat sayısını 20'ye çıkardık. Birçok hanede, birçok evde yabancı insanların kaydedildiğini tespit ettik. Sahte seçmen sayısı son tespitlere göre 4 bin oldu. Bu konunun ileride hukuki sorunlar yaratacaktır. Yüksek Seçim Kurulu bu sistemi kullanabilse bu tartışmaların hiçbiri olmayacaktı. Yüksek Seçim Kurulu bu konuda bence sınıfta kalmıştır.”

Hurriyet

KONTROL ET
Sisteme "www.chpistanbul.org.tr" adresinden ulaşılabileceğini, T.C kimlik bilgileri, doğum yılı ve güvenlik kodu girilerek, hanede sahte seçmen olup olmadığının görülebileceğini bildirdi.

Interneti bulunmayanların 0212-2763111 telefon numarasını arayarak, çağrı merkezinden T.C kimlik bilgilerini tuşlayarak sorgulayabileceğini, hanede sahte seçmen bulunması halinde, çağrı merkezinden yardım alınarak, itiraz edebileceğini ifade etti.

www.e-kolay.net

Financial Times ilk kez Erdogan'i elestirdi

Ankara on yıllardır hem İsrail ile askeri işbirliğini hem de Filistinliler ile diplomatik ilişkileri sürdürme siyaseti izledi. Ama İsrail'in son saldırıları Türkiye'de büyük öfke yarattı. Bu tepkilere yanıt olarak Erdoğan, Orta Doğu ülkelerini ziyaret etti, her gün Avrupalı liderleri aradı, Avrupa Birliği dış politika sorumlusu Javier Solana ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon'u ağırladı.
Ama bölgesel arabuluculuk heveslerine tezat bir şekilde, çabaları Filistin tarafına kaydı ve İsrail'i çok ağır eleştirdi. Ankara'nın İsrail ile Suriye arasında yürüttüğü ve Avrupa Birliği ile Amerika'nın ortağı olduğunu gösteren arabuluculuğu silindi. Erdoğan'ın duygusal tepkisi, Türkiye'nin tarafsız bir arabulucu olarak konumuna zarar verdi.

Son dönemde yaşananların İsrail ile köprülerin atılmasıyla sonuçlanması beklenmiyor ancak, bazı yorumculara göre, Türkiye şimdiye kadar Osmanlı dönemindeki katliamların soykırım olarak tanınmasını isteyen Ermeni lobisini engelleyen Yahudi lobisinin desteğini kaybederse Amerika ile ilişkilerde sorun yaşayabilir.

(Düşünce kuruluşu) Chatham House'tan Fadi Hakura'ya göre, Türk dış politikasının Orta Doğu'daki gücü, tüm ana aktörlerle ilişki kurabilmesinden geliyor. Ama Ankara, İsrail karşıtı bir tutum alarak, arabuluculuk kapasitesine sekte vurdu. Bazı yorumculara göre Türkiye, İslam dünyasında Osmanlı'nın liderlik rolünü canlandırmak istiyor. Türkiye belki Gazze'deki savaşın durdurulmasında başrolü oynayamadı ama İsrail ve Hamas ile ilişkilerini kullanarak Orta Doğu'da kalıcı bir barış sağlanmasına katkıda bulunabilir.

Financial Times

Salı, Ocak 20, 2009

Istanbul'da Kilicdaroglu aday olursa kazaniyor

Konsensus Araştırma ve Danışmanlık Şirketi, “İstanbul Yerel Seçimler 2009” araştırmasını 8-12 Ocak tarihleri arasında İstanbul’un 32 ilçesinde gerçekleştirdi. 2 bin 43 kişiyle telefonla yapılan araştırmada, ankete katılanlara, “Yerel seçimlerde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için hangi partinin belediye başkanı adayına oy vereceksiniz?” diye soruldu.

Araştırmaya katılanların yüzde 28’i AKP’nin belediye başkan adayına oy vereceğini belirtirken, CHP’nin belediye başkan adayına oy vereceklerin oranı ise yüzde 15 oldu. Ancak ankete katılanlara “Eğer Kemal Kılıçdaroğlu İstanbul’da CHP’den aday olursa, tercihiniz ne olur?” diye soruldu. Anketten ilginç bir sonuç ortaya çıktı. Kılıçdaroğlu’nun aday olması durumunda CHP’nin oyu yüzde 32’ye yükseliyor. Buna göre AKP’ye oy vermeyi düşünenlerin %18’i, MHP’ye oy vermeyi düşünenlerin %48’i ve DSP’ye oy vermeyi düşünenlerin %53’ünün, Kemal Kılıçdaroğlu CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olursa CHP’ye oy verme eğilimleri artacak.

Radikal

Nasıl devlet adamı olunmaz?..

Normal zamanlarda kimin "devlet adamı" olduğu-olmadığı belli olmaz.

Çünkü herkes aşağı yukarı aynı biçimde oturur masanın başında. Makama gelirken de, sanki memleketi kurtarmaya acele yetişmesi gerekiyormuş gibi merdivenleri koşarak çıktı mı?..

Bu idare eder...

Herkes adamı "devlet adamı" sanır...

Ama işler karıştığında...

Gazetelerde haber vardı dün; Şarm El Şeyh’teki Gazze Zirvesi yemeğine Abdullah Gül’ü çağırmadılar.

O da uçağına binip döndü...

Çünkü; Hamas’tan yana olmakla, Gazze’den yana olmayı karıştırdı arkadaşlar...

Aynı gün Başbakan, Gazze katliamından hemen önce İsrail Başbakanı Olmert ile 6 saat birlikte olduklarını anlatıyordu.

Muhtemelen o 6 saat içinde Başbakan, strateji ortağına "Bölgede barış ve kardeşliği İsrail ile Türkiye kuracaktır, bu da böyle biline..." diyor, Olmert de "Tabiiiii..." anlamında başını sallıyordu...

Meğer o sırada uçaklara bomba yüklemekte...

Ve Gazze yerle bir...

Ben bu arkadaşların dış politikalarının ne denli bilinçsiz, acemice ve sallapati olduğunu, Hamas yöneticilerini önce Ankara’ya çağırıp sonra onlardan kaçtıklarında anlamıştım.

Başbakan, havaalanında onlarla karşılaşmamak için sen git bir möble fabrikasına otur...

Möble fabrika bekçisinin gece karanlığında Başbakan’ı karşısında görünce dilinin tutulduğunu, o gün bu gündür arada bir sadece "Sunta var, kalas var..." diye bağırdığını bu köşeden hatırlarsınız...

"Devlet adamlığı" zor günlerde belli olur.

İşte; TBMM’nin İsrail’i kınayan kararına oy vermeyen partinin genel başkanı ile o popülist konuşmaları yapan Başbakan aynı kişidir...

Tıpkı arada bir ağlayan, ama İsrail’e yeni silah ihalesi verilmesini durdurmaya bile yanaşmayan kişinin, aynı Başbakan olması gibi...

"Devlet adamlığı" zor iştir...

Keşke Abdullah Gül küçük oğlu ile mısır işini yapsaydı, Tayyip Erdoğan ise eski sucukçuluk işini...

Türkiye büyük bir ülkedir...

Böyle "devlet adamları" ile yönetilemez...

Bekir Coskun
Hurriyet

Pazar, Ocak 18, 2009

Turk Cafesi yuzunden Yeni Zelanda'ya Nota

Yeni Zelanda’da Mevlana Cafe’ye gelen iki kadın ve iki çocuğun İsrailli olduklarını anlayınca yemek vermeyen Mustafa Tekinkaya’ya tepkiler sürüyor. İsrail’in Yeni Zelanda’dan da sorumlu Sydney Büyükelçisi de Yeni Zelanda’ya nota verdi.

Hurriyet